Nedenler aldı götürdü yine beni bilinmezlere Her başlangıç yeni bir ışık desede dilim Aynı hikaye aynı başlangıç Bir varmış bir yokmuş.. Var olan var da yok olan varın hemen...
kimsin sen ! bir tilki, bir tavşan tıkanıyorum karşında bazen hükümran olma tavırların bazen kuğu misali süzülüşün rastgele şakaların, rastgele dillenmen gün aşırı değişim yükseltmen, yükselttikçe allayıp pullaman sanki reisi cumhur olağan...
geçmiş vardır ya seni istemesende büyütür olumsuz olsan bile cevap verir o hali hiç bitmeyecekmiş gibi düşünür canını ruhunu terk etmeyecekmişcesine acıtırsın aslını bilsede için kaldıramazsın ellerini dur diyemezsin sus diyemezsin git...
her sokağın, her caddenin her köşe başının aynı mekanda hapsolduğu çizgilerden zuhur edilmiş gün ışığına küçük artçılarla uyum sağlamış gece ay hüzün yansıttığında namlunun ucunda soluk vermiş pejmürdeliğine aldırmadan...
bir kumaş pilesinde saklarken hislerimi makinanın ipliği takılı iğnesi daldı zeminimi zannetim ki usta eller her milimde buseler gönderecek bir yerlerime kiminin teri kiminin pisliği bulaştı üzerime güzelleştirme adına vaad ettiklerinin...
eskiden bir beyin vardı kafanın içinde bedene hüküm saran hep doğduğu yerde yaşayan anatomik hesaplar yapan arada fakat fazlaca gönüle kaş çatan eskiden bir yürek vardı bedenin içinde şimdilerde moda oldu...
bu sene fasl-ı baharı yaşamakta gönül kafesim dilim şakımakta helal-ü hoş sevgimi ellerim sevdamı işlemekte nakış nakış yıldızlara kerameti bende değil,gül kokulu yarim de karundan daha çok benim...
dinlesen kuşlar neler der neler yıkılan gövdeler, ne ağıtlar yakar yarim nerde: yangınlar da dansta yüreğim yanıyor canım bu bekleyiş çözüm değil yarim elde: gözler kayıp dağlar bana uzak...
zamansız sevmeler kopardı beni senden aldığım haberler değil sevgin üstüne inan unutmadım seninle ilk konuşmamı neler kaldı neler gitti iyidir hafızam bir düşün ilk kim ağladı kimin omuzunda karlı...
alışmış vücudun dili yaşantıya bakışların çoğu zaman boşluğuna problem mi ? yoksa cevap mı ? genel anlamıyla, en ideal noktada yeni olduğu görünen, dış entarinin zuhur etmek istemediği şey kan...
Söyle Ey Derviş ne zamandır yatıyorsun bu devran, hangi anda bu kadar bozulmuştu nükleer bombalar, kimyasal afetler... ya da elinde kalınca çivili sopa bür yerlere sürüklerken o biçareyi dur diyemeyen...